günlerden ondokuzhaziran. benim ondokuzla işim oldu uzun süredir. birde baktım ki başarısız olduysam oldum. söylemek istedim ama az söyledim, sevmedim. bu oksijeni tanıyorum, bana tanıdık. bu solunumlarda yabancı değil aslında fakat her seferinde baştan tanıyorum. oyunkapattığımbilgisayaroyununu bilmem kaçıncı kez baştan oynamaya benziyor. bilgisayar oyunlarını sevseydim aynı yerde yanmadan kapatırdım oyunları, kapattım oyunları. kapattığım son oyun başlayacak bir yenisi için geçişten ibaretti, ben yine istemediğim oyunlar oynattırılıyordum. sakallarım uzadı. baktım da her kişi her zaman aynı kişi olmuyor. neyseki ben bu konuda kendimi ikna eden açıklamalar yaptım kendime. ben konuşurum benimle.
detayların çelmelerinden ahlanmıştım, detaylar bitmeye mahkum edildi, yolum açık olsundu, adını anmak istemiyorum fakat geçtim artık, geçti artık. belki yolum açık olur. adını anmak istiyorum, güzeldi adını anmak zamansız sevişmelerin el değmemiş pişmanlıklarında, başka yol yoktu. güneş çarpmıştı, yanmıştım. çarpmıştın, yandım. heyecanlandım. sen saçını hiç kestirmedin, ben saçları uzun sevdim. sen yürümek istedin, benim ayaklarım ıslandı, üşüdük. yalnız değildik. istemedin sakallarımı kesmemi traş oluncaya kadar. konuştuk, söyleştik iki medeni insan gibi, masalar metaldi fark etmedik. insanlar bize bakmıyordu. bana bakmıyordun. ben yüzünü ezberlemiştim. bir baktım herkes bir şeyleri fark ediyor. içerisinde "herkes" olan her cümle içerisinde "fark" kelimesi olan her cümleyi döver. herkes fark edemez!
saatlerine baktılar. bence en güzel hediyeydi saat ve biz birbirimize bozuk saatler hediye etmiştik. o saatler hala bozuk. seni hatırlıyorum bunebiçimhikayelerde. bu yoldan da yürümüştük yanık kokulu yağmurlar altında ıslanarak ve öpüşmüştük günde bir ölçek.
eski öğretmenleri ziyaret ettim geçenlerde, hatrımı sordular. sonra yeni evlere gittim, eski insanları aradı içerde gözlerim, buldum onları, bi konuştum. pasta yedim dün akşam, bitiremedim. pasaportumu aldım en yeni sisteminden. araba kullandım. selam verdim, selam aldım. birileri beni çağırdı, gittim. kavun yedim, bir türlü yeterince sevemedim kavunu. sonra sigara içtim. şikayet ettiler bana, konuştum, konuştum, konuştum... sustum. uyudum. bak ne çok şey yapmışım iki sen arasında, seni hatırladım. sistemi değişen sınavlara giren insanlara başarılar diledim içimden, tebrik ettim dışımdan. karnelerdeki zayıfları yorumladım, bi boka yaramadım. bir yenisini daha ekledim nolurekleyelim* lere, işlerimi hallettim. seni kısa saçlı hayal ettim. kandırıldıklarımın sayısı inanmadıklarımdan azdı, kendimi kandırdım. müzik dinledim. tam kendimi değerli hissediyordum ki arayıp sormadın. unuttun beni sandım. ve ben kiminle sevişsem hala seni aldattım.
(*) bir daha görüşmeyeceğini bildiğin, zaten böylesini istediğin, tanışıklık başlangıcında memnun olunmuşculuk oynadığın kişi ya da kişiler.
gitar çalıp şarkı söyleyen adamlar ve balık tutan kadınların kütüphanesi için tuna nehri kenarında bir hayal.
19 Haziran 2010 Cumartesi
12 Haziran 2010 Cumartesi
kadıköydenistanbula.
fark yapmak yasaktır! çekerler arabamızı, inadına fark ettim bugün, kendime inat ve şaşırdım kendime nasıl fark edemedim diye. aslında öncesi de varmış dedim, ben insanların benimle birlikte doğduğunu zannederken. şaşırdım.
istasyonlara yeni duraklar yapılmış, eskileri eskimiş. eskileri seviyorum. eskilerimden olsaydın!
akşam olmuştu, hava çok güzeldi, ışıklar üflenmiş,sesler görünmez olmuştu arkamda ve sen imzalardan bahsediyordun. imzalardan nefret ediyordun. birlikte etseydik, değiştirmeseydin keşke kıyafetini. zaten hepsi aynı şeyden bahsediyordu: uzaklar. senden bahsetmek istedim, sen geldin. gidiyor muydum? evet, gittim. aslında eksik olmayan herşey tamdı, kabul edilmedik, reddedildik. almaya gelmişler, oynamışım oyuncaklarla, istemişler, vermemişler. ya oynamasaydım?
hala yapraklar kırmızı kırmızı, ve sen saçlarını kestirmişsin, ne iyi etmişsin, trenle gidenler bilirler. bilecekmişim, gidecekmişim. bazen vapur seslerini duyarsın, martılar çığlık atar, kız kulesi vardır, ışıklar yanar, yangın çıkar sen inersin. karşımda seni görsem sevinirim. gördüğüme sevinirim, hatta bir kelime daha diye sözünü kesmem. seni özlemek geçecek aklımdan ve hiç bir zaman fransız asıllı olmayacak hayalimin oyunu. sen yeni saçlarınla bana bakacaksın karşıdan, ben sana. paralel dilek gerçek olacak, sonra gitar çalıp kitap okuyacağız, vapur sesleri ve martılar koklamayacak denizi. fotoğraflar çekilecek, hikayeler anlatılıp gülünecek mavi ışıklara. mavi yanacak ve biz geçeceğiz kırmızıda.kitap okuyacağız seninle ve telefon çalacak. eski bir istasyonda uyanıp toparlanacaksın beni hatırlamadan. bilmiyorsun benim o istasyonu sevdiğimi. yoluna devam edeceksin. biliyor musun seni neden yazıyorum? çünkü sen bazen yolunda gitmek istiyorsun biliyorum. o yüzden karşılaştık beşiktaşta. ayrı telden çaldık, olsun bozmadın. o ara talih döndü zannettim, dönecektin döneceksen. dönmedin. iki kelama inanmak istiyorum demli demli. olur mu dersin? sen sonlara giderken mi? kadınlar hep yanlış yere mi fark eder? ben edemedim, paralel kalmak istedim ama yine çalan telefondu ve kadrajın hiç bir tarafında değildi(k). banane onların fotoğrafından.
vapurda çay iç derim ben, kadıköyden 19.45 vapuru olsun, şh olsun, istanbulu izle bitmeyecekmiş gibi. güneşi arkasında bırakıp meydan okuyan istanbulu izle. güneş yorulmuş, elleri dizlerinde soluklanır istanbulun arkasında o saatlerde ve vapur sallanmaz. o koltuk, o görüntü, o saat ortak yapımı duygular kitap okuman gerektiğini düşündürür sana, ben yazarım seninle. kalemimi bile sana veririm o zaman. oynamam hatta!
2 Haziran 2010 Çarşamba
yeşilrüzgaresecekherzamankinden.
nereden başlayacağımı bilememekle beraber başlama hevesindeyim hayata. neresinden başlanır? dışarının dışında bir hayat yaşıyorum günlerdir; seanslarım ve derslerim dışında neredeyse çıkmıyorum. bu dönem böyle olmalı dedim ya kendime ondan, şu sıralar yani. zor iyidir. bilmediğim şarkılar keşfetmek ve açılmak istiyorum varacağım limanı, eseceğim rüzgarı bilerek, hissederek. şimdiye kadar nasıl estiyse rüzgar yine aynı esecek, sende. ne güzel bir sabah oldu bu, uyandım, çalışmaya başlayacaktım 12.30 daki seansım için, başlamadan mesaj atayım dedim 12.30 mu diye? evet dedi, bu sabah görüşmesek. içten içe mutlu oldum, okuyordum çünkü hemde yazar gibi. o yazılar kahvesiz gitmiyor, bir yazı bu kadar mı kahvesiz gitmez, ne güzel gitmiyor.
malum, bazen engeller seni bazı detaylar, engelleniyorum uzun zamandır. elimi ayağımı çekmeye karar verdim işten güçten, çünkü sınava hazırlanmam gerekir. yeter çelmeleri, kalkmam lazım artık. tabi çalışmıyorum tam anlamıyla ama en azından ne güzel bir sabah oldu bu sabah, ben yine bi yerlerde. bu sabah herkese tanıdık bana yabancıydım, çok yabancı, öyle ki tanıyanlar anlatırlar. sordum, gülümsüyordu. geçen gün metrobüsteydim, kulağımda bir şarkı ve aklımda biyerler. o yerler ve o şarkı nasıl kesişti öyle hayret ettim. kendimi kandırmadım, hoşuma gitti. bazen kızmak lazım dünyaya, kız dünyaya. köprüden geçiyorduk tam da, boğaz yine tahrik ediyordu. sonrada kendi üzülüyordu. tabi değişmiş sonraları ama öyleydi ve öyleyken öyleydi, hoşuma gitti. bir şey söyleyeyim mi? ortak bilincin alakasız köşelerinde takılmaktan ne mi anlıyorum? olmak mı? çünkü herkesin yolu buralardan geçiyor, ama hiçbiri yolunda gitmiyor, ben bile. yolunda gitmeyen yolların hikayesine de hayat deniyor, yoksa sıkıcı olurdu. ben arada yoluma uğramaya çalışıyorum, baksana herkes marjinal! ne anlamı var o zaman hissetmediğin gibi yaşamanın? itiraf ediyorum dünya, sanırım ben marjinal değilim. susayım susayım kimse duymasınmış. evet evet utanıyorum kendimden, ben hak etmiyorum yolsuzluğu. asın beni, ya da asmayın kulak asmayın bana hak etmiyorum, umursamayın beni. bu da benim çabam sanırım? evet bakınca öyle, aslında düşününce de öyle. o zaman öyle olsun. geçenlerde okumuştum ya: herkes farklı olmak ister.
güzel bir sabahtı bu sabah, elbette tersinden kalkanlar vardı yine ama kalkansızım bu sabah, ilgilenmiyorum tersi düzü kalkanlarla. ben şarkımı dinledim sanki mecburmuş gibi, ama hoşuma gitti. bu sabah bir sürü şey hoşuma gitti, hiç bilmediğim halde akdenizli olasım geldi. ak. deniz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)