Eve girdi. Evde unuttuğu bir şeyi olmamasına üzüldü. Sigara içseydi, sigarasını unuturdu mesela. Anahtarını unutsa da babası kapıyı açardı. Cüzdanını unutmaya cesareti yoktu. Babasının odasına girdi, başındaki komodinin üstünden sigara paketini ve çakmağı aldı, tekrar dışarı çıktı. Annesi sigara içmezdi. Düşünüyordu; hayatında içeceği ilk sigarayı babasının başucundan çaldığı paketten seçecek olan bir adam, paketi çalıp dışarı çıktıktan sonra ne düşünürse onu düşünüyordu. Önünden geçtiği bakkalın bakkalcısı dükkanının kepenklerini kaldırıyordu. Bir kadın yaklaştı bakkalcının yanına, günaydın dedi. Önemsemedi. İlerideki kavşağa baktı göz ucuyla. Trafiği dünya düzenine uydurmaya çalışan, yani ne zaman, neden ve nasıl öğretildiğini bile hatırlamadığı kurallara, sözde anarşistleri, uymaya ikna etmeye çalışan polis memurunu gördü. Yeşil bir çirkinlik vardı üstünde, kaşları çatık. Düdük gibiydi kurallar da. Direksiyon solda olurdu mesela. Halini hatırladı. O babasının sigara paketini çalan bir yalnızdı. O zaman daha ciddi şeyler düşünmeli, daha ciddi şeyler görmeliydi. Ona neydi fötr şapkalı gelenekçi adamdan, everilmekten kurtulmuş babasız kızın sınıfta kalmış asi kardeşinden, aburcubur firmasının toptancı arabasını süren şoförün zorunlu yatak refakatçiliği yaptığı kendinefilozof karısından. Fırına girdi. Sabahekmekkokusuydu fırının rengi. Az ama kalabalık gürültülü renklere doydu, sırasını bekledi, bir simit aldı, önündeki adama iyi günler dilemedi. Fırından çıktı. Kepenk kapatan bakkalcı 50 metre kadar geride kalmıştı. Kavşak yaklaşıyordu. Yol kenarındaki banka baktı. Oturmadı. Yine annesi mi gelecekti yani aklına. O kadar yormuştu zihnini halbuki düşünecek bişey bulmak için. Bulamamış mıydı yani? Bu kadar mı yalnızdı? Bir kadın daha girseydi ya hayatına şimdi düşünebileceği, çok mu olurdu? Halbuki annesi ne büyük kadındı. Kalabalık egzozlu caddenin kaldırımına oturdu. Böyle bişeyi şimdi yapmayacaktı da ne zaman yapacaktı? Simidini çıkardı. Bakkala
-günaydın- diyen kadın bakkaldan çıkmıştı.
Annesi akşama kadar hazırlıklarla uğraşmıştı. Evlilik yıl dönümüydü annesi ve babasının, bu gece
onlara izin neden vermesindi. Vermişti. Babasının gelmesini bekleyecekti ve annesi babasına evde hazırladığı masayla sürpriz yaparken, o arabayla evden gidecekti. O gecelik.
Çatık kaşlı yeşil çirkinliğin düdük sesini duydu, siktir etti. Kadın ondan tarafa yürüyordu.
Babası gelmişti ve apartmanın önünde almıştı babasından anahtarları. Arabaya binmiş ama
çalıştırmadan önce telefon açmıştı arkadaşına. Bu gece kafaları çekeceklerdi necdetle, sigara içecekti o da ilk defa, çok kararlıydı. Yolun yarısında cüzdanını unuttuğunu fark etmiş ve tedirginlikle geri dönmüştü. Annesi ve babasını bu romantik gecede rahatsız etmek çirkin olacaktı ama çevirmişti arabayı ters yöne. Basmıştı gaza. Mahalleye girdiğinde evde tüm ışıkların yandığını görmüştü. Mumlara ne olmuştu? Kısa mesafede daha da hızlanmıştı ve gözleri 4. katta, kendi dairelerindeydi.
Acı bir fren sesi duydu. Kendine geldi. Yeşil çirkinlik, fırında selam vermediği adam ve önünde
oturduğu apartmandan çıkan bir kız yola koşuyordu. Önüne bir poşet fırlamıştı.
Bu fren sesini tanıyordu. Annesini arabanın altında hissetmeden önce de aynı sese kendisi sebep
olmuştu. Annesi arabanın arkasında kalmıştı. Neye uğradığını şaşıramadan arabadan inmiş, annesinin yanına koşmaya yeltenmişti. Ayağının altında hissettiği yumuşaklığı o anda nasıl fark edebilmişti? Durup bu yumuşaklığa neden bakmıştı? Eğilip neden almıştı? Annesinin elinden fırlayan babasının soft sigara paketi elinde, babasının boynu eğik, annesine söylediği o cümlesini hatırladı: “Her dediğimi yapmak zorunda mısın?”
Fırındaki adam, apartmandan çıkan kıza bağırdı: “Ne yaptın ona!”
Önünde duran poşetteki gofretlere anlam vermedi.